<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-864336407335953750</id><updated>2011-04-21T21:15:24.247-07:00</updated><title type='text'>GUMUS AY</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://cemile-cakir.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/864336407335953750/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cemile-cakir.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>Cemile Çakır</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06662744345391734264</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>5</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-864336407335953750.post-1833860852013093734</id><published>2008-10-19T10:43:00.000-07:00</published><updated>2008-10-19T10:45:53.689-07:00</updated><title type='text'>Umut ne işe yarar?</title><content type='html'>Z Teyze’ye kanser teşhisi koyulalı neredeyse altı ay oluyor. Rahim kanseri. O kadar çok geç kalınmış ki, doktor onu ve çocuklarını azarlamış “bu zamana kadar neredeydiniz” diye. Şimdi kanser akciğeri sarmış. Z Teyze dertli ama umutlu. Hiç sözü edilmeyen ölüm çok yakınında olmasına karşın onun hiçbir korkusu yok. Ona söylenen “moralini iyi tutar, kendine iyi bakarsan bir şeycikler olmaz” sözlerine inanmış. Gerçeği bilmemenin verdiği kör iyimserlik! Kanseri bilmiyor, kendine söylenen sözlerin birer avuntudan başka bir şey olmadığını düşünemiyor. İyileşmeyi umuyor. Biriktirdiği paralarla kendine altın küpe almayı düşünüyor. Halı mağazalarından 10 ay taksitle halı alıyor. On ay yaşayacak mı belirsiz. &lt;br /&gt; Gerçeği tam olarak bilseydi yine aynı şekilde umutlanabilir miydi? Bilseydi, belki de kalan günlerinde her an ölümü düşünmeye katlanamaz, her gün ölümü beklemek onu iyice çökertir, kanserden değil de, ruh çökkünlüğünden giderdi.&lt;br /&gt;Biz insanlığın gerçekler karşısındaki durumu da bu. Gerçeği tüm boyutlarıyla bilsek ve bu korkunç dünyanın değişeceğine hiçbir umudumuz olmasaydı Pearl S. Buck’ın Türkçeye Vahdet Güntekin’in “Akrabalar” adıyla çevirdiği romanındaki Peter gibi gerçeklere katlanamaz, dünyayı, bir anlamda kendimizi de yok etmek için çılgınca düşüncelere saplanıp kalırdık. &lt;br /&gt;İnsanlık tarihini şöyle bir gözümüzün önüne ana hatlarıyla getirdiğimizde umudun ne kadar önemli bir yer tuttuğunu görürüz. Hayatımızın en karanlık döneminde ya da toplumsal olarak en karanlık dönemlerde hep o umut denilen dala tutunuruz. Her dönemde birileri gelecek güzel günler için mücadelede hayatından olur. &lt;br /&gt;Çoğunluk umudu ilerde yaşayacağımız bir güzellik, bir beklenti olarak kabul eder. Bu bir anlamda insanın ya da toplumların zor dönemlerinde bir tansık beklemesi gibi bir şeydir. Yüz yüze olduğumuz engeli aşıp, mutluluğa ereceğiz inancıyla katlanırız en kötü koşullara. Romanlarda ve filmlerde hep mutlu son aramamız da bu umut gereksinmemizden doğmuyor mu?&lt;br /&gt;Peki, nedir bu tutunduğumuz dal, nedir bu beklediğimiz ışık? Gerçekte böyle bir dal ve ışık var mı, yoksa bu bir yanılsama mı? Nedir bu umut? O her darda kaldığımızda, her kara gün içine düştüğümüzde medet umduğumuz, bir kurtarıcı olarak sarıldığımız duygu nedir aslında? Gerçek bir doktor, bir kurtarıcı mı, yoksa bir yanılsama, kendimizi aldatma mıdır?&lt;br /&gt;Goethe Clavigo adlı oyununda “Umut! Ah, hayatın birici tatlı merhemi…” der. &lt;br /&gt;Nietzsche ise “İnsanca, Pek İnsanca” adlı kitabında umudu Pandora’nın kutusunda kalan son kötülük olarak tanımlar. &lt;br /&gt;Ben ise genel inanışın tersine kendimi Nietzsche tarzı bir karamsarlığa daha yakın buluyorum, ondan bir adım daha beride. Umudu kötülük olarak değil, insanların kedi kendilerini aldatması olarak görüyorum. Umut, gelecekten güzel şeyler beklentisi, olmayacak, olduğunda ise beklediğimiz güzellikler yerine daha farklı acılarla karşılaşacağımız durumların hayali… Genç kız âşık olduğu adamla evlenmek ister. Ona göre evlenince mutlu olacaktır. Evlendiğinde olacakları bilebilseydi acaba âşık olup mutlu olmayı umut edebilir miydi? &lt;br /&gt;Umut kimi zaman da biz zavallı ve çaresiz varlıklara, insanlara, evrenin aklımızın alamayacağı derecede büyüklüğü ve içinde bulunulan koşulların korkunçluğu karşısında sığınılan bir mağara ya da bu korkunç gerçekleri bize daha güzel gösteren yalancı bir gözlüktür. &lt;br /&gt;Felsefe tarihinin temel sorunlarından bir olan dış dünyanın bizim bilincimizden bağımsız olup olmadığı ve bu durumu kabullenip kabullenmememiz sorununda düğümlenmektedir umut kavramı. Dışımızda bir dünya, bir evren var. Kendi kişiliğimizden başlayarak evrenin sonsuzluğuna ve o korkunç değişimine baktığımızda ne kadar sınırlı bir konumda olduğumuzu görürüz. Big Bang’den başlayarak o korkunç patlamalar, milyonlarca galaksinin oluşumu, milyarca yıldızın, sayılamayacak kadar gezegenin oluşumu ve bu oluşumlar ve onu izleyen çöküşlerin korkunç gücü karşısında bizim insan olarak sınırlılığımız… &lt;br /&gt;Milyarlarca yıl önce ateşten kaya kütlesi olan bu dünyada bir evrimleşme sonrası ortaya çıkan biz insanlar, bir yanıyla yepyeniyizdir, bütün dünyada var olan varlıklardan daha güçlü görünürüz, bir başka yanıyla ise öylesine zayıf ve çaresiz bir durumdayız. Evrenin kendisi ve hayat bir savaştan ibarettir ve bu savaşta güçlü olan daima güçsüz olanı ezmekte yok etmektedir.&lt;br /&gt;Bu güçlü durumumuz sadece başka varlıklara karşı değil, kendi içimizde de farklılıklar ortaya çıkarır. Kimi gruplar, kimi klanlar, uluslar bir diğerine karşı daha güçlüdür. Ama bütün bu güçlü oluşlarımız da gelip geçici ve görecelidir. İnsanlık henüz büyük doğal felaketleri alt edecek güçte değildir. Daha yeni Cin depremi binlerce insanın ölümüne neden oldu, binlercesini de evsiz bıraktı. Daha yeni Myanmar’da tayfun binlerce insanın ölümüne neden oldu.&lt;br /&gt;Ayrıca insan ürünü felaketler var, savaş gibi. Irak savaşı, Darfur, Afganistan savaşları her gün gazetelere ölüm haberleriyle yansıyor.&lt;br /&gt;Bir de bireysel acılarımız var hastalıklarımız, hayal kırıklıklarımız, aşk acılarımız, kariyer edinmek, zengin olmak hırslarımızın tatmin edilememesi nedeniyle duyduğumuz acılarımız. &lt;br /&gt;Dahası bir gün ölecek olmamızın hep ertelediğimiz, altlara gömdüğümüz acısı var.&lt;br /&gt;Acılı dönemlerimizde hep bu dönemlerin geçeceğini, acısız, sorunsuz bir dönemin geleceğini düşünür, dahası isteriz. İşte bu umuttur. Bu kötü ve acılı anlar geçecektir, yerini mutlak mutluluk dolu günler alacaktır, Toplumsal düzen bozuktur, ama ilerde tıkır tıkır işleyen, herkesin özgür ve eşit olduğu bir düzen gelecektir. Aşk acımız dinecek, sevdiğimiz adam ya da kadın bizi bizim istediğimiz şekilde ve yoğunlukta sevecektir. Hastalıklarımız iyileşecek, biz tahmin edemeyeceğimiz kadar uzun yaşayacağızdır.&lt;br /&gt;Gerçekte umudun o anki acıları hafifleten bir ağrı kesici olmanın ötesinde başka bir etkisi var mıdır? Ağrı kesici aldığımızda o andaki acımız hafifler ve biz normal yaşantımıza döneriz, böylelikle yeniden yaşamımızı sürdürecek enerjimiz yerine gelir. İşte umudun bize sağladığı yarar bu. &lt;br /&gt;Sadece bu.&lt;br /&gt;Yoksa evrenin o büyük galaksileri doğuran ve onların sönüp yok olmalarını sağlayan gelişimine hiçbir etkisi olmadığı gibi, içinde bulunduğumuz toplumlar da iyi ve kötü yanlarını içinde barındırarak, çoğunlukla da kötü gördüğümüz yanların egemen olmasıyla devam eder. Bir devlet batar, bir başkası doğar, bir dönem egemen olan, sonradan sömürge haline gelir. Bünyemiz de hastalıklara teslim olur ve sonunda ölür gideriz. Başka çocuklar doğar, onlar da aynı yolu değişik çizgide izleyerek bizim peşimizden gelir.&lt;br /&gt;Umut dışında gerçeğe katlanmanın bir başka yolu daha vardır, bu da katlanılması oldukça zor, bilgelik gerektiren bir yoldur. Gerçi bu umudun yarattığı uyuşturucu etkiyi yapan bir yol değildir, tersine, ağrı ve acıya karşı hiç ilaç almadan, onu olduğu gibi kabul ederek katlanmaktır bu.&lt;br /&gt; Yani hayatın gerçeklerini bilerek onu kabullenmek… Dünyamızın bir gün yol olacağını bilimsel olarak bilmek gibi, kendimizin öleceğimizin bilincinde olmak ve bundan korkmamak gibi, içinde bulunduğumuz toplumun bir gün değişeceğini, ama bu değişikliğin de bugünkü toplum kadar kötü yanları içinde barındıracağını bilmek gibi.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/864336407335953750-1833860852013093734?l=cemile-cakir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cemile-cakir.blogspot.com/feeds/1833860852013093734/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=864336407335953750&amp;postID=1833860852013093734' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/864336407335953750/posts/default/1833860852013093734'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/864336407335953750/posts/default/1833860852013093734'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cemile-cakir.blogspot.com/2008/10/umut-ne-ie-yarar.html' title='Umut ne işe yarar?'/><author><name>Cemile Çakır</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06662744345391734264</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-864336407335953750.post-1666961594235934096</id><published>2007-08-19T09:28:00.000-07:00</published><updated>2007-08-19T09:53:50.915-07:00</updated><title type='text'>Benim için şiir…</title><content type='html'>&lt;p class="MsoNormal" style="text-indent: 14.2pt;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Benim için şiir, yoğunlaşan duyguların bir ırmak olarak vadi yatağını zorlamasıdır. Öyle ki, o duygular, ırmağın yatağının iki yanındaki toprağı iterek dağların yükselmesine neden olur. Şiir de beni zorlar, felsefeye ve bilgeliğe doğru yükselen yolu gösterir bana. &lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-indent: 14.2pt;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Benim için şiir, hasta annemin yanı başında her gün kendime yaşamın anlamının ne olduğunu sormak, bulduğum, bulamadığım anlamların karşılığını sözcüklerde aramaktır. Öyle ki şiir sayesinde yaşam daha çok anlam kazanır, ölüm düşüncesi de daha katlanılır hale gelir.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-indent: 14.2pt;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Benim için şiir, kendime giden yolun en sarp, en dik yerlerinde ayağımın kaymaması için tutunduğum yol kenarındaki otlardır. Şiirle kendi var oluşumun sokaklarında dolaşırken, kendime daha çok yaklaşırım.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-indent: 14.2pt;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Benim için şiir yaşama karşı kim olduğumu, ne olduğumu açıklayan bir manifestodur, alçak sesle, yürekten söylenmiş… Sözcüklerden oluşan resimlerde yansıyan benim yüzümdür ve bu resimde aynanın ya da vesikalık fotoğrafın gösteremediği bütün detaylar daha fazlasıyla vardır. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-indent: 14.2pt;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Benim şiir, bütün kişiliğimi çırılçıplak ortaya koyduğum itiraflarımdır. Bu, en samimi olduğum arkadaşıma, sevdiğime bile itiraf etmeye korktuğum bazı şeyleri şiir yoluyla herkese itiraf etmek gibidir. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-indent: 14.2pt;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Benim için şiir aşktır, sevgiliye sunulan bir güldür ve o güle derinlik katan ışıklardır. Benim için şiir aşkın sözcüklerden kendine diktiği en güzel giysidir. Şiir insanın gönül bahçesinde açan en güzel güldür. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-indent: 14.2pt;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Benim için şiir, sevdiğim adama yazılmış en duygulu aşk mektubudur. Öyle ki, ona söyleyemediğim, söylemekten çekindiğim her şeyi içeren bir mektuptur ve bu mektubu herkesin gözü önünde okurum ona. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-indent: 14.2pt;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Benim için şiir, yağmurda, karda sığındığım, sözcüklerden kurulmuş bir evdir. Parayla satın alınmış mobilyalar yerine sözcüklerle döşenmiş bir evdir bu. Kış mevsiminde daha sıcaktır, yaz sıcaklarında ise daha serin… &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-indent: 14.2pt;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Benim için şiir, damarda akan kanın ritmidir. Bir ritim ki, yaşamın ritmine denk düşer. &lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-indent: 14.2pt;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Benim için şiir, tıpkı suya düşen bir taşın, durgun suda yarattığı halkalar gibi söylenenlerin arkasından dalgalar halinde yaptığı çağrışımlardır ve dalgalar kaybolduğunda geriye kalandır. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-indent: 14.2pt;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Benim için şiir, kendime ve başkalarına yalanın yasaklandığı bir ülkedir. Eğer şiirde yalan söyleyecek olsam, şiirin beyaz kanatlı tanrıları beni cezalandırırlar ve şiir tahtından aşağıya itiverirler beni. &lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-indent: 14.2pt;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Benim için şiir, dalında olgunlaşan incirden sızan incirin balıdır. Öyle olgunlaşmıştır ki incir, balı damla halinde sızar ve kuşlar o balı tırtıklar…&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-indent: 14.2pt;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Benim için şiir, kapkaranlık gecelerde yolumu kaybettiğimde bana yol gösteren Demirkazık yıldızıdır. Öyle çok yolumu kaybederim ki ben, öyle çok karamsarlık denizine dalarım ki, bataklıklarda batmak üzereyken, şiirin gücü bana beyaz kanatlar takar ve o kanatlar beni havalandırır ve aydınlık bir ülkeye uçurur.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-indent: 14.2pt;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Benim için şiir, bir psikologdur. Ruhsan yaralarımın sağalmasına yardım eder ve beni iyileştirir.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-indent: 14.2pt;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Benim için şiir ince, uzun, tozlu, ağaçların arasında kaybolup giden, benden önce gidenlerin ayak izlerinin silindiği bir yoldur.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-indent: 14.2pt;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Benim için şiir zor günlerimde yaslandığım bir omuzdur.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;span style=";font-family:&amp;quot;;font-size:85%;"  &gt;Benim için şiir, şiirdir işte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cemile Çakır&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;'Kocaeli Ünüversitesi 2007 Şiir Kongresi'nde sunulan bildiri&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/864336407335953750-1666961594235934096?l=cemile-cakir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cemile-cakir.blogspot.com/feeds/1666961594235934096/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=864336407335953750&amp;postID=1666961594235934096' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/864336407335953750/posts/default/1666961594235934096'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/864336407335953750/posts/default/1666961594235934096'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cemile-cakir.blogspot.com/2007/08/benim-iin-iir.html' title='Benim için şiir…'/><author><name>Cemile Çakır</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06662744345391734264</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-864336407335953750.post-8696028098734847139</id><published>2007-07-29T13:03:00.001-07:00</published><updated>2007-07-29T13:03:35.910-07:00</updated><title type='text'>Yangın merdivenlerinde</title><content type='html'>Yangın merdivenlerinde karşılaştığın&lt;br /&gt;o yüzü unutamazsın,&lt;br /&gt;unutamazsın eline köz tutuşturanı&lt;br /&gt;ve kaybolanı alevlerin ve dumanın arasında.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yangın merdivenlerinde karşılaştın onunla.&lt;br /&gt;Bundandır unuttuğun&lt;br /&gt;kimin başlattığını yangını,  &lt;br /&gt;kimin körükleyip üflediğini.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bitimsiz sandığın yangın sonrasında&lt;br /&gt;derin bir yara&lt;br /&gt;anıların beyaz duvarında.&lt;br /&gt;02 Ağustos 2003&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/864336407335953750-8696028098734847139?l=cemile-cakir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cemile-cakir.blogspot.com/feeds/8696028098734847139/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=864336407335953750&amp;postID=8696028098734847139' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/864336407335953750/posts/default/8696028098734847139'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/864336407335953750/posts/default/8696028098734847139'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cemile-cakir.blogspot.com/2007/07/yangn-merdivenlerinde.html' title='Yangın merdivenlerinde'/><author><name>Cemile Çakır</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06662744345391734264</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-864336407335953750.post-2915776436878239600</id><published>2007-07-29T12:53:00.000-07:00</published><updated>2007-07-29T12:57:42.594-07:00</updated><title type='text'>Doğum Günü Hediyesi (Buzdan Heykel / Umarsız Aşk Öyküleri kitabından)</title><content type='html'>Telefon zili çaldığında C heyecan içindeydi. Öyle ya o gün onun doğum günüydü ve sevgilisi D onu arayacak, buluşacaklar ve birlikte bir yerlere gideceklerdi. Yüreğinin atışı hızlandı, soluk soluğa telefonun almacını eline aldı.&lt;br /&gt;Evet yanılmamıştı, arayan D idi&lt;br /&gt;-Sana bir süprizim var, dedi D.&lt;br /&gt;C merak içindeydi, bir çocuk şımarıklığıla&lt;br /&gt;-Ne olur söyle, ne tür bir süpriz bu? diye sordu.&lt;br /&gt;D sesinde bir gizemle yanıtladı.&lt;br /&gt;-Ne olduğunu söyleyemem, ama küçük bi ipucu verebilirim; aşkı en iyi anlatan bir şey düşün. Eminim ki bu bugüne dek aldığın en anlamlı hediye olacak.&lt;br /&gt;C telefonun almacını yerine koyduğunda sevinç içindeydi. İlk kez sevgilisinden bir hediye alacaktı ve sevdiği adam bu hediyenin aşkı en iyi anlatan bir şey olduğunu söylemişti.&lt;br /&gt;Aşkı en iyi ne anlatabilirdi ki? Tabi ki çiçekler... Yüreğinin kapısını ardına kadar açtığı adam ona kocaman bir buket çiçek getirecekti mutlaka. Acaba hangi çiçekleri seçerdi o? Güller, karanfiller, laleler, gelincik, menekşe ya da papatyalar... Kendisi neyi seçerdi aşkı temsil edecek çiçekler olarak? Elbette ki kır çiçeklerini...&lt;br /&gt;Belki de D ona çiçek değil de başka bir şey verecekti. Belki bir ayna, odasının duvarına asacaktı, sevgilisi ile birlikte bakacaklardı aynaya, ikisinin de yüzünde aşkın verdiği mutluluğun ışıması yansıyacaktı aynadan. Belki de bir fotoğraf albümü olacaktı bu, mutlu anlarının fotoğraflarını koyacaktı içine; yanyana, kucak kucağa ikisi de gülümsüyor olduğu fotoğrafları... Belki de yüreği yumuşatan dizelerin yer aldığı bir şiir kitabı...&lt;br /&gt;C bu hediyenin neler olabileceğini mutluluk içinde düşleyerek geçirdi saatleri. Kapı çalındığında bu düşlerden uyandı ve sevinçle kapıya koştu.&lt;br /&gt;Oydu, D elinde bir paket, gülümseyerek kapıda duruyordu. C sevinçle sarıldı D’ye. Küçücük kollarını o geniş gövdeye dolamak, içindeki sıcaklığı ona aktarmak istedi. &lt;br /&gt;-Seni öyle özledim ki, iyi ki geldin.&lt;br /&gt;Sonra sevdiğini elinden tutarak içeriye sürükledi. Birlikte kanepeye oturdular. C D’ye sarıldı sımsıkı. Başını onun omuzuna koydu ve gözlerini kapattı. Bir süre ikisi de konuşmadan kaldılar.&lt;br /&gt;Bu sessizliği D bozdu.&lt;br /&gt;-Hediyeni vermeliyim, dedi ve paketi C’ye uzattı.&lt;br /&gt;Bu üzeri gül resimleri olan bir kağıtla sarılı, kalın bir sözlük büyüklüğünde bir paketti.&lt;br /&gt;C yüzü sevinçten kıpkırmızı, heyecanla paketi açmaya çalışıyordu. Önce kağıdı yırttı, altından bordo kadife kaplı kutuyu görünce heyecanı daha da arttı. Bu belki de bir takı, bir taç, elmas, belki de inci bir gerdanlık... “Yok yok” dedi kendi kendine. “Elmas da istemem, inci de. Sevginin parayla ifadesi olamaz asla.”&lt;br /&gt;Merak içinde kutuyu eline aldı ve usulca kapağını kaldırdı ve kutunun içinde bir yürek büyüklüğündeki hediyeyi, yani yanan közü gördü. Bu onun beklentilerinin öylesine dışında bir şeydi ki o an şaşkınlıktan donakalmıştı sanki.&lt;br /&gt;D de heyecan içindeydi.&lt;br /&gt;-Eline almayacak mısın onu? diye sordu.&lt;br /&gt;C gözlerini közden ayıramıyor, büyülenmişcesine bu kızıl kora bakıyordu. D’nin söylediğini duyup duymadığı belli değildi. İçten içten yanan kıpkırmızı köz gözlerinin önünde büyüdükçe büyüyordu.&lt;br /&gt;-Eline almayacak mısın onu, diye tekrarladı D.&lt;br /&gt;C hipnotize edilmişcesine elini kutunun içindeki bu ateş parçasına uzattı ve onu avucunun içine aldı. Köz tenini yakıyor, ama o yine de onu elinden yere bırakmıyor, bırakmak istemiyordu. Öyle ya, bu “aşkı en iyi ifade eden” hediye değil miydi? Hem de sevdiğinin verdiği hediyeyi geri çevirmek, almamak olur muydu?&lt;br /&gt;Ama köz elini yakıyor, acı bütün bedenini dağlıyordu. Fakat C bu acıdan kurtulmak yerine, bir boyun eğmişlik, bir kabullenmişlikle yukarıya dönük avcunun içindeki köze kaçınılmaz, kendi varlığının bir parçası, bir zorunlulukmuş gibi bakıyor, gözlerini bu yanan nesneden ayıramıyordu. Öylesine büyülenmişti ki bu közle, sevdiğinin yanında olduğunu bile unutmuştu.&lt;br /&gt;-Bugün senin günün. Görmek istediğin bir yer varsa birlikte gidebiliriz.&lt;br /&gt;D’nin sesiyle irkildi birdenbire. Evet, D, onun sevdiği, ona birlikte gidebilecekleri yer olup olmadığını soruyor.&lt;br /&gt;C başını kaldırıp D’ye baktı. Öyle şaşkındı ki, sanki D’nin yanında olduğunu unutmuştu.&lt;br /&gt;-Görmek istediğin bir yer varsa birlikte gidebiliriz, diye tekrarladı D.&lt;br /&gt;C elindeki közden güçlükle uzaklaştırabildiği bakışlarını D’ye çevirdi.&lt;br /&gt;-Gerçekten bir yerlere gidebilir miyiz? Gerçekten beni istediğim yere götürecek misin? diye sordu bir tür inanmazlık içinde.&lt;br /&gt;-Tabi ki götüreceğim, bugün senin doğum günün.&lt;br /&gt;C usulca, kelimelerin üzerine basa basa tekrarladı.&lt;br /&gt;-Bugün benim doğum günüm.&lt;br /&gt;Sonra bu dalgınlıktan sıyrılarak&lt;br /&gt;-Öyleyse beni deniz kenarına götür, denizi görmek istiyorum.&lt;br /&gt;D biraz itiraz edecek gibi oldu&lt;br /&gt;-Ama biliyorsun daha Mart’ın başındayız, şimdi deniz kenarı çok soğuktur.&lt;br /&gt;-Ben üşümem, sen de sıkı giyinirsin.&lt;br /&gt;Sonra arabaya binip yola çıktılar. Şehrin kalabalık yollarını geride bıraktıktan sonra arabayı bir yarımadaya doğru sürdü D. C ise közü avucunda özenle tutuyor, bir yandan da okyanusu ve sahil boyunca uzanan ağaçlar arasındaki evleri seyrediyordu. D arabayı sürerken yıllar önce bu yarım adaya bir başka kadınla birlikte geldiklerini anlatıyordu. C onun anlattıklarını dinlerken köz elinin derisine işliyordu. Acı onun dayanma sınırının çok ötesindeydi, ama C acısını mümkün olduğunca gizlemek istiyordu sevdiğinden. Öyle ya, sevgilinin verdiği doğum günü hediyesinden şikâyet etmek olur muydu?&lt;br /&gt;Araba sahile paralel yolda kayarcasına ilerliyordu. C pencereyi hafifçe açtı. İçeriye dolan rüzgar, D’nin söylediklerini arabanın içine dağıtırken C’nin elindeki köze bir körük etkisi yaptı ve daha da alevlendi köz.&lt;br /&gt;Adanın ucuna kadar gelmişlerdi artık. D arabayı bir kenara park etti ve ikisi de arabadan indiler ve yarımadanın denize uzanan uç kısmına doğru yürümeye başladılar. Kayalıklı kıyıda ilerlerken C elindeki közü düşürmemeye gayret ediyordu. Bir kayadan öbürüne atlarken, kimi zaman dengesini kaybedecek gibi olmasına karşın yanan koru söndürmemeye özen gösteriyordu. Sonunda adanın en uç noktasına uzanan kayalığın hemen ardındaki küçük koya ulaştılar. C derin bir nefes aldıktan sonra dalgaların erişemediği kayalardan birine oturdu, D de onun hemen yakınındaki bir kayanın üzerine.&lt;br /&gt;C dalgaların kayalarda çatlamasını seyrederken, sanki kendi kendine konuşuyormuşcasına&lt;br /&gt;-Doğum günü hediyesi için çok teşekkürler. Gerçekten de bu benim bugüne dek aldığım en anlamlı hediye oldu, dedi.&lt;br /&gt;Bunları söylerken de gözlerini için için yanan közden ayıramıyordu.&lt;br /&gt;D bir şeyler söylemek istedi ama o anda C’de çok farklı bir değişimin olduğunu görünce sustu. Şaşkınlıkla C’ye bakıyor ve gördüklerinin bir yanılsama ya da gerçek olduğunu ayırt edemiyordu. İşte karşısında duran, onu seven, hatta bu sevgiyle onu ürküten kadın giderek avucunun içinde tuttuğu köze dönüşüyordu. Önceleri bir yumruk, bir kalp büyüklüğünde olan köz giderek büyümeye, C’yi yutmaya başlamıştı.&lt;br /&gt;Bir süre sonra bu büyüme tamamlandı ve C kocaman bir köz parçasına dönüştü. Orada, D’nin az ilerisinde, bir kayanın üzerinde, için için yanan bir köz parçası...&lt;br /&gt;18 Mart 2003&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/864336407335953750-2915776436878239600?l=cemile-cakir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cemile-cakir.blogspot.com/feeds/2915776436878239600/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=864336407335953750&amp;postID=2915776436878239600' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/864336407335953750/posts/default/2915776436878239600'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/864336407335953750/posts/default/2915776436878239600'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cemile-cakir.blogspot.com/2007/07/doum-gn-hediyesi-buzdan-heykel-umarsz.html' title='Doğum Günü Hediyesi (Buzdan Heykel / Umarsız Aşk Öyküleri kitabından)'/><author><name>Cemile Çakır</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06662744345391734264</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-864336407335953750.post-1519572791974580940</id><published>2007-07-15T11:20:00.000-07:00</published><updated>2007-07-15T11:22:54.873-07:00</updated><title type='text'>CEMILE CAKIR'IN SON ROMANI : GUMUS AY</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://bp1.blogger.com/_SQsEZpWzwTw/Rppl9Rj0vtI/AAAAAAAAAAM/II4Ly08NKB8/s1600-h/KITAP+KAPAGI.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer;" src="http://bp1.blogger.com/_SQsEZpWzwTw/Rppl9Rj0vtI/AAAAAAAAAAM/II4Ly08NKB8/s320/KITAP+KAPAGI.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5087490832428482258" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span&gt;&lt;span style="font-family:Times;font-size:85%;"&gt;&lt;a name="#b"&gt;&lt;span style="font-family:Times;font-size:85%;"&gt;  Gümüş Ay, Şair ve öykücü kimliğiyle tanıdığımız Cemile ÇAKIR'ın ilk romanı.&lt;br /&gt;Romandaki olaylar belirsiz bir ülkede, belirsiz bir şehirde, belirsiz bir zamanda geçiyor. Ama romanı okudukça, gelişen olayların 12 eylül arefesinden günümüze uzanan bir zaman dilimini kapsadığını ve bu dönem Türkiyesinin ruh haline ışık tuttuğu anlaşılıyor.&lt;br /&gt;Yakın ve günümüz tarihinin somut gerçekliğinden beslenen olaylar, oldukça sürreal bir atmosferde geçiyor. Kitabın bu yönüne hiç şaşmamak lazım. Çünkü Cemile Çakır'ın gerek "Gelincikle Uyanmak" adlı kitabında yer alan öykülerinde, gerekse çeşitli kültür sanat dergilerinde yayınlanan öykülerinde bu sürreal üslubun izlerine rastlamak mümkün. Kentte düzenle barışık olmayan insanlar ile "dağdakilerin" açmazlarını sergileyen, "Gümüş Ay", umutla umutsuzluk, inançla inançsızlık, nefretle sevgi, ve merhametle şiddet duyguları arasında gidip gelen bu insanları anlatan tam bir hayat romanı.&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/864336407335953750-1519572791974580940?l=cemile-cakir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cemile-cakir.blogspot.com/feeds/1519572791974580940/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=864336407335953750&amp;postID=1519572791974580940' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/864336407335953750/posts/default/1519572791974580940'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/864336407335953750/posts/default/1519572791974580940'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cemile-cakir.blogspot.com/2007/07/cemile-cakirin-son-romani-gumus-ay.html' title='CEMILE CAKIR&apos;IN SON ROMANI : GUMUS AY'/><author><name>Cemile Çakır</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06662744345391734264</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp1.blogger.com/_SQsEZpWzwTw/Rppl9Rj0vtI/AAAAAAAAAAM/II4Ly08NKB8/s72-c/KITAP+KAPAGI.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry></feed>
